Kuzey Kıbrıs’ta gençlerin ülkeden ayrılması artık geçici bir eğilim ya da bireysel tercih olarak ele alınamayacak kadar süreklilik kazanmıştır. Bu hareketlilik, tek tek hikayeler üzerinden değil, toplumsal sonuçlarıyla okunması gereken bir sürece dönüşmüştür. Gençlerin gidişi, yalnızca bugünün meselesi değildir; bu gidiş, geleceğin nasıl şekilleneceğine dair güçlü bir göstergedir.
Siyaset bilimi açısından gençlik, bir toplumun yalnızca nüfus bileşeni değil; zamanla kurduğu ilişkinin somut ifadesidir. Gençler, bir ülkenin kendini ne kadar ileriye taşıyabildiğini gösterir. Eğer gençler kalmak yerine gitmeyi seçiyorsa, bu durum duygusal bir kopuştan çok, yapısal bir değerlendirmeye işaret eder. Kuzey Kıbrıs’ta yaşanan tam olarak budur. Geleceğin bu coğrafyada kurulabilir olup olmadığı sorgulanmaktadır.
Gençlerin karşı karşıya kaldığı tablo, belirsizlik üzerinden şekillenmektedir. Eğitim sonrası istihdam yolları net değildir. Mesleki karşılık ile toplumsal emek arasında kopukluk vardır. Uzun vadeli plan yapmayı mümkün kılacak bir çerçeve sunulmamaktadır. Bu koşullar altında gençler için “kalmak” bir umut değil, risk alanı haline gelmektedir. Gidiş, bu nedenle bir kaçış değil; rasyonel bir yönelimdir.
Bu noktada genç göçünü yalnızca ekonomik gerekçelerle açıklamak eksik kalır. Ekopolitik perspektiften bakıldığında, gençlerin ayrılışı; kalkınma anlayışının, kamusal planlamanın ve gelecek tahayyülünün yetersizliğini açığa çıkarır. Ekonomi, gençleri üretken özne olarak değil; çoğu zaman beklemesi gereken bir kuşak olarak konumlandırmaktadır. Oysa beklemek üzerine kurulu bir sistem, zaman kaybettirir. Zaman kaybı ise telafisi en zor kayıptır.
Buradaki asıl sorun, sorumluluğun dağılmasıdır. Gençler giderken, bu gidişin hangi siyasal ve yönetsel tercihlerle bağlantılı olduğu açık biçimde tartışılmamaktadır. Oysa yönetmek, yalnızca mevcut durumu sürdürmek değil; gelecek için alan açmaktır. Bu alan açılmadığında, gençler kendi geleceklerini başka yerlerde kurmayı tercih eder.
Kuzey Kıbrıs’ta gençlerin ülkeden ayrılması, aynı zamanda toplumsal sürekliliğin kırılmasına yol açmaktadır. Her giden genç, yalnızca bireysel bir eksilme değil; üretim, yenilik ve dönüşüm kapasitesinde bir azalmadır. Bu durum zaman içinde birikerek, toplumun kendi kendini yenileme gücünü zayıflatır. Bir ülke gençlerini kaybettiğinde, sadece insan kaybetmez; geleceği kurma hızını da kaybeder.
Bu tablo karşısında sorulması gereken soru şudur. Gençleri geri döndürmek mümkün mü? Asıl mesele bu değildir. Esas mesele, bu ülkede kalmayı anlamlı kılacak koşulların üretilip üretilmediğidir. Geçici teşvikler, söylem düzeyindeki umutlar ya da kısa vadeli projeler bu sorunu çözmez. Sorun, yapısaldır ve yapısal yanıtlar gerektirir.
Burada yönetme sorumluluğunu üstlenen mekanizmaların rolü belirleyicidir. Gençlerin geleceğini şekillendirecek alanları oluşturmak, yalnızca ekonomik değil; siyasal bir tercihtir. Planlama, liyakat, öngörülebilirlik ve kamusal yönlendirme olmadan gençlere “kalın” demek inandırıcı değildir. Gelecek, yalnızca vaat edilmez; kurulur.
Muhalefetin ve toplumsal muhalefetin rolü de bu bağlamda önemlidir. Gençlerin gidişi, yalnızca eleştirilecek bir sonuç değil; siyasal tahayyülün yeniden kurulması için bir göstergedir. Gençliğin taleplerini anlamayan, onları karar süreçlerinin dışında bırakan bir siyasal alan, kendi geleceğini de daraltır.
Gençlerin gidişi, bugünün kaybı olduğu kadar yarının da eksilmesidir. Bu nedenle mesele, gençleri suçlamak ya da romantize etmek değildir. Mesele, bu gidişi mümkün kılan koşulları dürüstçe analiz edebilmek ve yönetme sorumluluğunu askıdan indirip yeniden tanımlayabilmektir.
Gençler gidiyorsa, bu bir tercih değil; bir sonuçtur. Bu sonucun ardında yatan yapısal nedenler ele alınmadıkça, gidişler durmaz; sadece sıradanlaşır. Kuzey Kıbrıs’ın geleceği, bu sıradanlaşmaya alışıp alışmamasına bağlıdır.
Mahmut Kanber Siyaset Bilimci/Yazar mahmutkanber@hotmail.com