Kıbrıs’ın Mavi Anahtarı: Kuzey Kıbrıs’ta Bölünmüşlük Koşullarında Ekopolitik Açılım ve Entegrasyon Arayışı

GÜNDEM

Ekopolitik Değerlendirme Yazı Dizisi -1

Kıbrıs, tarihinin büyük bölümünde bütünlüklü bir ada olarak var olmuş; modern siyasal süreçler sonucunda ise coğrafi ve yönetsel olarak bölünmüş bir yapıya evrilmiştir. Bu bölünmüşlüğün ve buna bağlı izolasyonların ekonomik, çevresel ve yönetsel sonuçları bugün en belirgin biçimde Kuzey Kıbrıs’ta hissedilmektedir. Ancak bu gerçeklik, Kuzey Kıbrıs’ı edilgen bir bekleyişe mahküm eden bir kader olarak okunmamalıdır. Aksine, mevcut koşullar altında hangi alanlarda açılım üretilebileceği, hangi kalkınma başlıklarının entegrasyonu mümkün kılabileceği sorusu, bugün daha yakıcı hale gelmiştir.

Kıbrıs Adası uluslararası hukuk ve siyasal gerçeklik açısından bir bütündür. Deniz yetki alanları, doğal kaynaklar ve enerji potansiyeli de bu bütünlük çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çözümle birlikte, Kıbrıslı Türklerin bu kaynaklar üzerinde paylaşım ve ortak kullanım hakkının doğacağı açıktır. Bu nedenle mesele, denizi yalnızca güvenlik ya da mülkiyet tartışmalarına indirgemek değil; çözüm öncesi ve sonrası için nasıl bir ekopolitik hazırlık yapılacağıdır. Kuzey Kıbrıs açısından temel soru, belirsizlik koşulları içinde hak temelli beklentileri korurken, toplumu uluslararası normlarla buluşturacak hangi alanların bugünden inşa edilebileceğidir.

Mavi Anahtar” kavramı bu bağlamda bir metafordur. Bu çerçevede Mavi Anahtar, devletlerin ve toplumların, kara merkezli egemenlik ve kalkınma anlayışını aşarak, deniz ve çevre temelli politikalar üzerinden yeni yönetişim, entegrasyon ve meşruiyet alanları üretme kapasitesini ifade eden analitik bir kavram olarak kullanılmaktadır. Deniz, Kuzey Kıbrıs için yalnızca çevresini saran bir coğrafi unsur değil; siyasal sınırların daha geçirgen olduğu, çevre, bilim ve sürdürülebilirlik üzerinden uluslararası temasın mümkün olduğu stratejik bir alandır. Mavi ekonomi yaklaşımı, çözümü ikame eden bir model değil; çözümle birlikte daha anlamlı hale gelecek bir entegrasyon hattıdır. Bu yönüyle mavi ekonomi, Kuzey Kıbrıs’ın yalnızca ekonomik değil, yönetsel ve toplumsal kapasitesini de güçlendirebilecek bir açılım alanı sunmaktadır.

Ekopolitik bir perspektiften bakıldığında, mavi ekonomi çoğu zaman dar bir balıkçılık ya da turizm faaliyeti olarak algılanmaktadır. Oysa Birleşmiş Milletler ve uluslararası kalkınma kurumlarının ortaya koyduğu çerçevede mavi ekonomi; deniz ekosistemlerini koruyarak üretim, istihdam, enerji, lojistik, biyoteknoloji ve bilimsel araştırma alanlarında sürdürülebilir kalkınmayı hedefleyen bütüncül bir yaklaşımdır. Siyaset bilimi açısından bu yaklaşım, doğa ile ekonomi, kamu ile üretici, yerel aktörlerle küresel normlar arasında kurulan yeni bir yönetişim ilişkisidir.

Kuzey Kıbrıs bugüne kadar denizle ilişkisini büyük ölçüde çözüm ve mülkiyet eksenli tartışmalar üzerinden kurmuştur. Bu yaklaşım, hak temelli bir duruş açısından anlaşılır olmakla birlikte, ekonomik ve çevresel entegrasyon alanlarının yeterince geliştirilmesini de geciktirmiştir. Doğu Akdeniz’deki enerji tartışmaları, Kıbrıslı Türkler açısından pasif bir bekleyişten çok, belirsizlik koşulları içinde hak sahibi olma beklentisi yaratmıştır. Ancak bu belirsizlik, kalkınma tahayyülünün yalnızca hidrokarbon paylaşımına endekslenmesini de riskli kılmaktadır.

Bu noktada mavi ekonomi, enerjinin alternatifi değil; tamamlayıcısı olarak önem kazanmaktadır. Yenilenebilir deniz enerjisi, açık deniz rüzgâr sistemleri, yüzer güneş panelleri, deniz biyoteknolojisi ve mavi karbon alanları; çözümden bağımsız olarak geliştirilebilecek, ancak çözümle birlikte çok daha güçlü bir entegrasyon zemini yaratabilecek sahalardır. Bu alanlar, doğrudan siyasal tanınma gerektirmeyen; bilim, çevre ve sürdürülebilirlik üzerinden uluslararası temas kurulabilen başlıklardır.

Mavi Anahtar’ın bir diğer boyutu çevresel yönetişimdir. Kuzey Kıbrıs’ta kıyı alanlarının plansız kullanımı ve ekosistemlerin tahribatı, denizi yalnızca manzara olarak görmenin sonucudur. Oysa deniz çayırları ve kıyı ekosistemleri, bugün küresel iklim politikalarında stratejik varlıklar olarak kabul edilmektedir. Bu alanların korunması, çevresel sorumlulukla birlikte ekonomik değer de üretebilecek bir model sunmaktadır. Bu yaklaşım, Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası alanda çevre temelli görünürlüğünü artırabilecek önemli bir araçtır.

Kuzey Kıbrıs için gerçek açılım alanlarından biri de limanlar ve denizle ilişkili ekonomik faaliyetlerdir. Limanlar yalnızca ticaret noktaları değil; lojistik, teknoloji ve bölgesel işbirliği merkezleri olarak yeniden düşünülmelidir. Üniversitelerin deniz bilimleri ve çevre teknolojilerine yönelmesi, kooperatifçi üretim modellerinin mavi ekonomiyle buluşturulması ve yeşil lojistik altyapısının geliştirilmesi, Kuzey Kıbrıs’ın ekonomik ve yönetsel kapasitesini güçlendirebilecek alanlardır.

Mavi Anahtar, Kuzey Kıbrıs için tek başına bir çözüm değildir. Ancak kara merkezli, daraltılmış kalkınma anlayışını aşmak için güçlü bir düşünme aracıdır. Bu anahtarın işlev kazanması, teknik imkanlardan çok;vizyon, planlama kapasitesi, kurumsal hazırlık ve yönetişim iradesiyle mümkündür. Çözümle birlikte doğacak hakların anlamlı hale gelmesi de, bugünden atılacak bu adımlarla doğrudan ilişkilidir.

Bu yazı dizisi, kesin hükümler vermekten çok, Kuzey Kıbrıs’ın mevcut bölünmüşlük ve izolasyon koşulları içinde geliştirebileceği ekopolitik açılımları tartışmayı amaçlamaktadır. Mavi ekonomi, bu coğrafya için bir kaçış yolu değil; entegrasyona hazırlık zeminidir. Çünkü Kuzey Kıbrıs’ın geleceği, yalnızca çözüm masalarında değil; o güne hangi kapasiteyle ulaşılacağında şekillenecektir.

 Bu tartışma, bir sonraki yazıda Bölünmüşlük Koşullarında Entegrasyon;Kuzey Kıbrıslı Türkler İçin Ekopolitik Çıkış Yolları” başlığı altında devam edecektir.

Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci / Yazar mahmutkanber@hotmail.com

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.