banner31
banner6

‘TOPRAĞIMIZI DEĞİL, İNSANIMIZI KAYBEDİYORUZ… YOKSULLAŞTIRILMIYORUZ, YOKLAŞTIRILIYORUZ!’

17 Ocak 2024 Çarşamba 18:03
31 Okunma
‘TOPRAĞIMIZI DEĞİL, İNSANIMIZI KAYBEDİYORUZ… YOKSULLAŞTIRILMIYORUZ, YOKLAŞTIRILIYORUZ!’

Moda tasarımcısı, sanatçı Abdullah Öztoprak hiç göç yaşamamış, yıllardır kendi topraklarında narenciye yetiştiren önemli bir ailenin bir ferdidir. Eğitim hayatını narenciye ürünlerine yönelik Ortadoğu Teknik Üniversitesinde Kimya Bölümünde tamamlayıp, master tezini de adada narenciye ürünleri ve tarım ilaçları üzerine yaptı. Eğitim başlangıcındaki hayali, narenciye ürünlerinin farklı anlamlarda sanayi ürünü olarak değerlendirmek olduğu halde o dönemlerde, ülkede uygulanan ekonomik politika gereği sanayileşmek yavaşlatıldığı ve durdurulduğu için kendini başka sektörlerde geliştirip ülkeye hizmet etmeye devam etti. Ancak tüm imkânsızlık ve ağır savaş koşullarına rağmen çekirdekten yetiştirilmiş bütün bu arazi ve ürünlerin ayakta kalabilmesi için, teknolojik gelişimleri uygulayarak çaba göstermeye devam ediyor.

Ülkede, ürünün pazarlanması için gerekli olduğu koşulda Cypruvex ve hükümetin kapısında direnç gösterilmesi gerektiğini söyleyen Abdullah Öztoprak, narenciye sektörü hakkında bilgi verdi.

Ülkedeki göçlerin ve topraktaki insani erozyon başladığını belirten Öztoprak, ‘Maskeli ve kasti uygulanan taktiklerle aslında toprağımızı değil, insanımızı kaybediyoruz. Yoksullaştırılmaktan öte yoklaştırılıyoruz!’

NARENCİYE SEKTÖRÜ HEP SÜRÜNCEMELİ DÖNEMLER YAŞADI

“Şu an narenciyedeki gidişat tehlikelidir. Bizler başka sektörlerde iş yapıyor olsak dahi sonuçta narenciye bize atalarımızdan kalma emanettir. Buralarda çok bedeller ödendi. Tarlalarımızda kaç kez babam Rumlar tarafından yakalanıp öldürülmeye çalışıldı. İşçiler yakalanmasın diye zamanında dönümlerce alan kurutuldu ve tekrar ekildi, yetiştirildi. Narenciye sektörü hep sürüncemeli dönemler yaşadı. Sürekli kısır döngü halinde ağaçlar kesilip başka bir türe aşılanıyor. King ekmeye başlıyoruz ve bir süre sonra ağaç haline geldiğinde ürün ekonomiye dönüş sağlamış oluyor. King’in satışı çoğaldığında kesmemiz ve yerine başka bir tür aşılamamız söyleniyor. Bu durum bizi yeni ürün yetişene ve değer alana kadar 3 yıl geriye götürüyor. Sanki bir narenciye meyve modası gibi…

‘CYPRUVEX, KIBRIS NARECİYECİSİNİN BİR NAMUS MARKASIDIR’

Kıbrıs pazarına, akıllıca pazarlanmaya başlandığı, planlı ve bilimsel baktığımızda iç pazar çok güzel değerlendirilebilir. Ülkedeki otellere, restaurantlara, yurtlara ve artmış nüfusa da pazarlanabilir. Turistik bir ülke olarak sokaklarımızda gelen turistin çok kolay bir şekilde ulaşacağı taze sıkılmış portakallar yoktur. Yakın pazar olarak Türkiye ve ulaşabildiğimiz dış kanallar da tüketim kanalıdır. Cypruvex, Kıbrıs nareciyecisinin bir namus markasıdır. Hem iç hem dış pazarı yönlendirip yönetebilmelidir. Üretim azalttırılıp gittiği süreçte esas üretimden birisi hayvancılık ve narenciyedir.

‘KORUNMAK İÇİN PAZARI KAPATIYORUZ’ DÜŞÜNCESİ BİR ALGI YÖNETİMİDİR

Bizim esas pazarlama alanımız ve güçlü networkleri olması gereken Cypruvex, aksine dışarıdan gelen aracı satıcıya hizmet veren bir kurum görüntüsündedir. Cypruvex, üreticiyi esas koruyan ve üreticinin tüccarla anlaşamadığı takdirde güvenle dönebileceği bir nokta olmalıdır. Bu yıl sürpriz bir şekilde hasatın başladığı dönemde yeşillenme virüsü mazareti ile bize geliniyor. Virüs başladığı takdirde ağacı üç ve beş yıl içinde kurutuyormuş. Burada, toplumu bu konuda aydınlatmaları gerekiyor. Bu da narenciye üreticileri olarak toplu bir şekilde bütün ağaçları kaybettik demektir. Eee ne olacak? Pes edip bütün ağaçları keselim, lanet olsun deyip topraklarımızı mı satalım? Bu süre içinde Türkiye içinde muhakkak yeşillenmeyi taşıyan virüs hali hazırda oraya da girmiştir. Dolayısıyla ‘korunmak için pazarı kapatıyoruz’ düşüncesi bir algı yönetimidir. Bütün narenciye üreticileri olarak inancımızı yitirmememiz gerekiyor.

“ÜRETİCİNİN AYAKTA TUTULMASI İÇİN ÇABA GÖSTERİLMESİ GEREKİYOR”

Narenciye üreticileri ürünün pazarlanması için gerekirse Cypruvex’in kapısında gerekirse hükümet kapısında direnç göstermelidir. Bu ürünün insan sağlığına zararı olmadığı anlatılmalıdır. Örneğin insanlar, yayılan yalan bilgiler sonucu sanki insan sağlığına zararlıymış gibi enginar almaktan vazgeçti. Piyasa daraldı, ürün üreticinin elinde patladı. Aslında üreticinin yanında durmamız gerekiyor. Eğer insanlar inancını yitiriyorsa bunun yanında bakanlıktan alternatif üretilmiyorsa pahalanan elektrik, pahalanan gübre ve su yetersizliği karşısında üretici vazgeçecektir. Bir pazar olarak narenciyeden vazgeçip toprakların satılmasına yönlendiriliyoruz. Yeşillenme denilen virüsün ürünler üzerindeki durumu üç veya beş labaratuar tarafından test edilmelidir. Birileri öyle dedi diye kabullenip susmak ve vazgeçmek olmaz. Bu noktada, Türkiye’den gelen tüccarlar da dahi konu iyileştirilmeli ve üreticiyi ayakta tutunması için çaba gösterilmesi gerekiyor. Çünkü bu gidişat tüccarların bile varlıklarını yok edecekler. Burada satın almayla serüveni başlayan birçok insanın şu an fabrikaları oluştu ve işçi istihdamı sağlıyorlar. Ancak bu gidişatla ürünün üretimi ve yok oluşu fabrikaları yavaşlatacak. Bu taktikle başlayan toprak alımı yarın zayıflamış fabrikaların aynı yerlere satışını sağlayacak ki bu üretim başkaları tarafından yeniden ve profesyonel bir şekilde canlandırılıp büyük bir pazar başka sahipler tarafından oluşturulacaktır.

“ORGANİK TARIM YAPILMAMASI VE ARAZİ BAĞLANMAMASI İÇİN HERHANGİ BİR GEREKÇE YOKTUR”

Ülke ileri vadede asla yerleşik sitelerin olacağı bir ada olmayacaktır. Yerleşik bölgeler kıyılarda modern kalelerin surları gibi olacaktır. İç alanlar ise devleştirilmiş bir tarım ülkesine dönecektir. Adaya su getirildi, elektirik panellerden elde edilebiliyor, gaz ve yakıt etrafta söylenen durumlardır. Dünya gittikçe organik tarıma yöneliyor ve arazi bağlanıyor. Kıbrıs’ta organik tarım yapılmaması ve arazi bağlanmaması için herhangi bir gerekçe yoktur. Ülkemizde topraklarımıza sahip çıkmamız, çıkarılan dedikodulara direnmemiz gerekiyor. Bugün biz nareciye üreticileri olarak inanılmaz mağduriyet içerisindeyiz. Yükselen elektirik, işçi maliyetleri ve gübre maliyetlerinin yanında ürüne verilen fiyat geçen yılın fiyatının TL olarak dahi altındadır. Bu durumda üreticiler agresif tepki göstererek, tarlasını satacak ve ağaçlarını bitirmeye yönelecektir. Önce aidiyet hissini kaybedenlerden başlandı. Sıranın bize gelmesi bekleniyor. Ve ne haldir ki Cypruvex yönetimi ve yönetim kurulu bu duruma şüphe uyandırır bir biçimde hiç mutsuzluk yaşamadan, soğukkanlılıkla bu ayıp ve günah kararı onaylıyor ve üreticinin ayakta durabilmesi için gereken taban fiyatları tüccara karşı korumaya alması gerekip yeri geldiğinde bu gömleği kendi giymesi gerekirken, ürkek, korkak ve anlamsız kabul edilmez rakamlar dikte ediliyor. Kendini başarılı görmeyen yönetimler hangi takdir ve başarılarına inanarak bir toplumun esas kemiği olan üreticisinin geleceği ile hala aynı şekilde oynamaya devam ediyor.

“PAZAR KAPATMAK; GELMİŞ GEÇMİŞ VE MEVCUT YÖNETİMLERİN ÖNGÖRÜSÜZLÜĞÜ, DENETİMSİZLİĞİ VE BİLİMDEN UZAK OLUŞUNDAN KAYNAKLIDIR”

Şu an, topraklarını satmak istemeyen üreticilere virüs gibi pes ettirme senaryosuyla geliyorlar. Yeşillenme gibi virüsler açıklanmalı ve netleştirilmelidir. Ürünü virüs var ve gittiği ülkenin ağaçlarını kurutacak riskini taşıdığı için, bir ülkeye satamıyor ve transit dahi geçiremiyorsa, narenciye ağacının olmadığı ülkeler Pazar olarak tespit edilmeli ve transport yolları oluşturulmalıdır. Halbuki böylesi bir tehlikenin hasat zamanına gelmeden önce bilimsel metotlarla bahçelerde tespitine gidilmesi, ihracat yapmaya çalışan bir ülke olarak kaçınılmaz zorunluluğumuzdu ve hala da zorunluluğumuzdur. Bu deyim yerindeyse ki yerindedir, yumurta kapıya dayanmış yönetim de ekonomisini, psikolojisini, hayallerini bu yılki hasata bağlamış üreticiye zorbalıkla dayatmaktadır. Başka bir seçenek olarak ürün kaliteli bir şekilde meyve suyuna dönüştürülüp pazarlanabilir. Üreticiyi hayattan pes ettirir şeklinde yıkıma sokarak pazarı kapatılamaz. Bu yönetimin öngörüsüzlüğü, denetimsizliği ve bilimden uzak oluşundan kaynaklıdır. Bunlar büyük zaafiyetler ve toplumsal çöküştür. Ülkenin can simidinin sadece üretim olduğu süreçte üretim baltalanamaz. Eğer pes edersek, tarih bütün bunları bir grup insan koyun gibi güdüldü ve yok edildi diye yazacaktır. İlkel methodlarla da olsa topraklarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Dolayısıyla diğer tarım türleri ile birlikte narenciye de çok önemli bir noktadır. Mesarya bölgesinde kuraklığa verilen tazminatın narenciyeciye de; ürününe yapmış olduğu harcamaları da referans alınarak, hakkı yerine adilce ulaştırmak üzere; tazminat verilmesi gerekiyor. Bu noktada artık üretici ve beraberinde tüm toplumu, pes ettirerek değil inanarak ayakta tutmanız gerekiyor.

TOPRAĞIMIZ DEĞİL, İNSANIMIZI KAYBEDİYORUZ… YOKSULLAŞTIRILMIYORUZ, YOKLAŞTIRILIYORUZ!

Ülkedeki göçler ve topraktaki insani erezyon başladı. Toprağımız değil, insanımızı kaybediyoruz. Boşluklar, üretim ve ekonomi gücü alınarak doldurulacaktır. Tüketime fazlasıyla para harcanıyor ve yoksullaştırılırken birkaç gün sonra kapılarda hizmetliler olarak hayatımıza devam edeceğiz ve yoklaştırılacağız. Narenciye üreticileri ayakta ve ayık olmalıdır! Kıbrıs’ın bu refahtan sonra tek kazancı üreterek kazanacağı sadece ve sadece üreterek kazanacağı olacaktır. Devlet memuriyetleri, artık kaldırılabilir bir yük olmayacaktır. Ülkemizdeki, annelerin, babaların, dedelerin ve nenelerin torunları için topraklarına ellerini ve tırnaklarını geçirerek sahip çıkması gerekiyor. Ürünümüze, toprağımıza ve ağacımızın köküne sahip çıkalım! YOK OLMAYALIM!

KAYNAK: KIBRIS ARENA

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner14

banner52