Türk Devletleri Teşkilatı, önümüzdeki 20 yıl için esnek ve aşamalı bir iş birliği modeli oluşturmalıdır.
Azerbaycan Cumhuriyeti Sivil Toplum Kuruluşlarına Devlet Desteği Ajansının 2026 yılı hibe yarışmasının kazananlarından olan Orta Asya ve Güney Kafkasya İfade Özgürlüğü Ağı (CASCFEN) Kamu Birliği, “Şuşa Beyannamesi’nden Türk Devletleri Teşkilatına” projesini sürdürüyor. 1 Ağustos–31 Ekim tarihleri arasında gerçekleştirilen proje kapsamında Türk dünyasının entegrasyonu, ortak değerleri ve gelecek perspektifleri üzerine on konuda röportajlar hazırlanıyor.
Dizinin son konusu olan “Şuşa’dan Geleceğe: Türk Dünyasının Ortak Vizyonu” çerçevesinde, önümüzdeki 10–20 yılda Türk dünyasının stratejik hedefleri, siyasi ve ekonomik iş birliği olanakları ele alınıyor.
Konuyla ilgili görüşlerini paylaşan isimler, Ege Üniversitesi Türk Dünyası Araştırmaları Enstitüsü Türk Tarihi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Abdullah Temizkan ve Özbekistanlı araştırmacı, metroloji uzmanı ve Fergana Devlet Teknik Üniversitesi öğretim görevlisi Akmaljon Mamatov oldu.
Türk Dünyasının Stratejik Hedefleri ve Entegrasyon Öncelikleri
Prof. Dr. Abdullah Temizkan’a göre, önümüzdeki 15–20 yılda ekonomik entegrasyon Türk dünyasının öncelikli hedeflerinden biri olmalıdır. Gümrük işlemlerinin uyumlaştırılması, dijital ticaret sistemlerinin geliştirilmesi, ortak yatırım fonlarının kurulması ve taşımacılık maliyetlerinin azaltılması önem taşıyor. Orta Koridor’un tamamlanması, enerji iş birliğinin ve savunma sanayisi alanındaki ortak çalışmaların güçlendirilmesi de temel hedefler arasında yer alıyor.
Temizkan, eğitim ve bilim alanında ortak ağların kurulmasını, üniversiteler arasındaki iş birliğinin ve öğrenci-akademisyen hareketliliğinin artırılmasını öneriyor. Ortak dijital kimlik, ödeme sistemleri, yapay zekâ araştırma merkezleri ve siber güvenlik altyapısı da geliştirilmesi gereken alanlar arasında bulunuyor. Kültürel ve dilsel yakınlaşmada amaç tek bir dil oluşturmak değil, Türk halkları arasındaki karşılıklı anlaşmayı güçlendirmek olmalıdır.
Farklı dış politika öncelikleri, ekonomik gelişmişlik düzeyleri ve egemenlik konusundaki hassasiyetler entegrasyonu zorlaştırsa da Temizkan, güçlü siyasi iradeyle önemli sonuçlar elde edilebileceğini belirtiyor.
Akmaljon Mamatov ise mevcut iş birliğinin daha somut ve sürdürülebilir hâle getirilmesi gerektiğini düşünüyor. Türk Devletleri Teşkilatı siyasi diyaloğun yanı sıra ekonomi, eğitim, bilim, teknoloji, ulaştırma ve enerji alanlarında da somut sonuçlar ortaya koymalıdır.
Mamatov’a göre teknik standartların, ölçüm sonuçlarının ve uygunluk belgelerinin karşılıklı tanınması ticareti kolaylaştıracak, işletmelerin maliyetlerini azaltacak ve ülkeler arasındaki güveni artıracaktır. Üniversiteler ve araştırma merkezleri arasındaki ortak projelerin çoğaltılması da Türk dünyasının bilimsel kapasitesini güçlendirecektir.
Siyasi Koordinasyon, Ekonomik İş Birliği ve Küresel Etki
Abdullah Temizkan, Türk Devletleri Teşkilatının katı bir “ortak dış politika” yerine “ortak tutum” ilkesine dayanan esnek bir model geliştirmesi gerektiğini belirtiyor. Türk devletlerinin jeopolitik koşulları ve öncelikleri farklı olduğundan, düzenli istişareler yapılması, krizlerde ortak açıklamalar yayımlanması ve uluslararası kuruluşlarda karşılıklı desteğin artırılması önemlidir. Terörizm, göç ve sınır aşan suçlarla mücadelede ortak hareket edilmesi de koordinasyonu güçlendirebilir.
Ekonomik bütünleşme için Türk Yatırım Fonu’nun güçlendirilmesi, ulaştırma ve dijital altyapı yatırımlarının artırılması gerekiyor. Orta Koridor’un başarısı bu süreçte belirleyici olacaktır. Hazar geçişlerinin geliştirilmesi, Aktau, Kurık, Türkmenbaşı, Bakü ve Alat limanları arasındaki bağlantıların güçlendirilmesi, demir yolu standartlarının uyumlaştırılması ve gümrük işlemlerinin dijitalleştirilmesi öncelikli adımlardır. Türkiye üzerinden Avrupa’ya uzanan demir yolu bağlantıları da genişletilmelidir.
Temizkan, Türk dünyasının tek bir ülkenin merkezde bulunduğu hiyerarşik bir yapı yerine çok merkezli bir anlayışla gelişmesi gerektiğini vurguluyor. Türk Devletleri Teşkilatı yalnızca zirveler düzenleyen değil, projeler geliştiren ve kararların uygulanmasını izleyen etkin bir kuruma dönüşmelidir. Türk dünyası ham madde ihracatının ötesine geçerek bilgi, ileri teknoloji ve katma değer üreten bir ekonomik merkeze dönüşmelidir.
Mamatov da siyasi, ekonomik ve insani iş birliğinin birlikte geliştirilmesini savunuyor. Su kaynakları, iklim değişikliği, kuraklık, enerji verimliliği ve doğal afetler konusunda ortak araştırmalar yapılmalı; araştırma fonları, laboratuvarlar ve öğrenci-akademisyen değişim programları oluşturulmalıdır. Dijital gümrük sistemleri, ortak teknik standartlar ve karşılıklı tanınan sertifikalar da ekonomik iş birliğine katkı sağlayacaktır.
Mamatov’a göre Türk dünyasının küresel ölçekte daha etkili bir güç merkezine dönüşmesi mümkündür. Bunun için güçlü kurumlara, etkin koordinasyona ve bilim-teknoloji yatırımlarına ihtiyaç vardır. Alınan kararların vatandaşlara ve iş dünyasına somut fayda sağlaması temel ölçüt olmalıdır.
Temizkan, 2040’lı yıllarda Türk Devletleri Teşkilatının katı bir siyasi federasyon veya askerî bloktan ziyade, Avrupa ile Asya arasında ulaştırma, enerji, ticaret ve diplomatik koordinasyonu sağlayan kurumsal bir iş birliği alanına dönüşmesini daha gerçekçi görüyor.
Şuşa Beyannamesi’nden 2040–2045’e: Ortak Stratejik Vizyon
Abdullah Temizkan’a göre Şuşa Beyannamesi, Türk dünyası için yeni bir dönemin temelini atmış ve Türkiye-Azerbaycan ilişkilerini resmî müttefiklik seviyesine yükseltmiştir. Bu deneyim, ortak tarihî ve kültürel bağların somut stratejik dayanışmaya dönüşebileceğini göstermiştir.
Bu modelin geliştirilmesinde egemen eşitlik, iç işlerine karışmama, sınırların dokunulmazlığı, bağımsız dış politika ve uzlaşı ilkeleri esas alınmalıdır. Amaç askerî bir blok kurmak değil, üye ülkelerin dış baskılar karşısındaki hareket alanını genişletmektir. Bir üye devletin egemenliği veya toprak bütünlüğü tehdit edildiğinde istişarelerin yapılması, karşılıklı destek verilmesi ve ortak diplomatik girişimlerde bulunulması bu dayanışmayı güçlendirebilir.
Temizkan, ortak Türk dilli yapay zekâ ve dijital altyapının geliştirilmesini de hayati önemde görüyor. Türk dillerinin dijital dünyada yeterli veri tabanına ve teknolojik desteğe sahip olmaması, kültürel ve teknolojik bağımlılık riski oluşturabilir.
Devletler arasında stratejik anlaşmalar bulunmasına rağmen halkların birbirini yeterince tanımadığına dikkat çeken Temizkan, seyahat ve ikamet kolaylıklarının yanı sıra eğitim, bilim, sağlık, kültür, gençlik ve spor alanlarındaki iş birliğinin genişletilmesini öneriyor. Ortak tarihî ve kültürel mirasın korunması da öncelikli olmalıdır.
Akmaljon Mamatov ise 2040–2045 dönemine yönelik ortak vizyonun karşılıklı saygı, güven, ortak çıkarlar ve uzun vadeli iş birliği üzerine kurulması gerektiğini belirtiyor. Şuşa Beyannamesi’nin ortaya koyduğu siyasi dayanışma, ekonomi, bilim, eğitim ve teknoloji alanlarında somut sonuçlarla desteklenmelidir.
Türk devletleri düzenli siyasi istişareleri güçlendirmeli, ulaştırma ağlarını birbirine bağlamalı ve ortak bilimsel projeleri artırmalıdır. Gençlerin birbirini daha yakından tanıması ve yapay zekâ, mühendislik, dijital ekonomi ile yeşil teknolojiler gibi alanlarda birlikte çalışması da teşvik edilmelidir.
Mamatov’a göre güçlü bir Türk dünyası, yalnızca ortak geçmişe değil, ortak geleceği birlikte inşa etme yeteneğine de dayanır.
Temizkan’ın değerlendirmesine göre Türk dünyasının gerçek gücü, bağımsız devletlerin iradelerini tarihî dönüm noktalarında ortak bir stratejik iradeye dönüştürebilmesinde yatmaktadır.