"KARMA OY KALKTI; ŞİMDİ SİYASET PROGRAMIYLA SINANACAK"

Yayınlanma Tarihi :
Lefkoşa Türk Belediyesi - Kanlıdere Rehabilitasyon ve Lineer Park Projesi

Karma oyun kaldırılmasını olumlu buluyorum. Siyaseti uzun süredir parti programlarıyla kişisel oy ilişkilerinin iç içe geçtiği, siyasal sorumluluğun belirsizleştiği bir yapı içinde yürütülmektedir. Seçmen farklı partilerden tanıdığı, sevdiği veya kişisel bağ kurduğu adayları destekleyebilmiş; ortaya çıkan tercihin ülkenin hangi siyasal yönde yönetilmesini istediği ise çoğu zaman anlaşılamamıştır. Karma oyun kaldırılması bu belirsizliği tek başına sona erdirmeyecek, ancak siyasetin kişiden programa, kişisel bağlılıktan toplumsal sorumluluğa yönelmesi için önemli bir imkan yaratacaktır.

Cumhuriyet Meclisinin kabul ettiği değişiklikle farklı partilerin adayları arasında oy dağıtma uygulaması sona ermiş, aynı partinin adayları arasındaki tercih hakkı korunmuştur. Seçmen iradesi ortadan kaldırılmamış, tercih iki aşamalı hale gelmiştir: Seçmen önce ülkenin hangi programla yönetilmesini istediğine, ardından o programı hangi adayların temsil edebileceğine karar verecektir.

Bu değişiklik, siyasi partileri ve adayları daha açık bir tercihle karşı karşıya bırakmaktadır. Partiler artık yalnızca popüler isimlerin arkasına sığınamayacak; ülkeyi nasıl yöneteceklerini, ekonomik krizin yükünü kimlerin omuzlarından alacaklarını, hayat pahalılığı karşısında hangi kesimleri koruyacaklarını, kamu kaynaklarını nasıl kullanacaklarını ve nasıl bir toplumsal düzen savunduklarını açıklamak zorunda kalacaktır.

Bir siyasal programın değeri yalnızca ne vaat ettiğiyle ölçülemez. Kullanılacak kaynağın nereden sağlanacağı, ekonomik yükün kimler tarafından taşınacağı ve yaratılan değerin toplumun hangi kesimleriyle nasıl paylaşılacağı da açıklanmalıdır. Emekçinin, küçük esnafın, üreticinin, gencin, kadının ve dar gelirlinin yaşamında somut karşılık üretmeyen bir program, ne kadar iddialı bir dille sunulursa sunulsun toplumsal adalete dayanan bir gelecek kuramaz.

Karma oy düzeni, seçmene geniş bir tercih alanı sunarken siyasal kararı zaman zaman parti programlarından kopardı. Aile bağları, hemşerilik, mesleki ilişkiler, bölgesel yakınlık ve kişisel tanınırlık; adayların savunduğu görüşlerin önüne geçebildi. Birbiriyle bağdaşmayan siyasal çizgilerin adayları aynı oy pusulasında buluşurken seçilen temsilcinin hangi program üzerinden yetki aldığı da bulanıklaşmıştı.

Kişisel oy ilişkilerini yalnızca seçmenin alışkanlığına veya siyasal bilinç eksikliğine bağlamak doğru değildir. Ekonomik güvencesizliğin derinleştiği, kamu hizmetlerine erişimin zaman zaman kişisel aracılık ilişkilerine bağlandığı ve insanların iş ya da geçim kaygısıyla siyasal yapılara bağımlı hale gelebildiği bir düzende seçmen davranışı özgür toplumsal koşullarda oluşmaz. Yoksulluk ve güvencesizlik yalnız ekonomik sorunlar değildir; siyasal iradeyi de etkileyen demokrasi sorunlarıdır.

Bu nedenle karma oyun kaldırılması, kişisel oy ilişkilerini tek başına ortadan kaldıramaz. Seçmenin ekonomik ve sosyal hakları güvence altında değilse eski bağımlılık ilişkileri başka biçimlerde devam eder. Gerçek bir program siyaseti, yurttaşın kamu hizmetlerine bir siyasetçinin aracılığıyla değil, eşit hak sahibi olarak ulaşabildiği toplumsal düzenle mümkündür.

Siyasal ayrımların görünür hale gelmesi kutuplaşma değildir. Demokratik siyasette partilerin hangi toplumsal kesimlerin yanında durduğunun bilinmesi gerekir. Herkesin seçim döneminde benzer sözler söylediği, iktidara gelindiğinde vaatlerin unutulduğu ve sorumluluğun başkalarına aktarıldığı bir yapı demokratik hesap verebilirlik üretemez. Seçmen kimin neyi savunduğunu bilmeli; iktidar da yaptığı ve yapmadığı her şeyin hesabını verebilmelidir.

Parti içi tercih hakkının korunması adayların siyasal niteliğini daha önemli hale getirecektir. Aday yalnızca kendisi için oy istemeyecek; mensubu olduğu partinin programını bilmek, açıklamak ve toplum karşısında savunmak zorunda kalacaktır. Toplumsal sorunları kavrama düzeyi, çözüm üretme kapasitesi, siyasal dili, temsil yeteneği ve güvenilirliği daha görünür biçimde sınanacaktır.

Burada partilere önemli bir sorumluluk düşmektedir. Aday listeleri yalnızca parti merkezlerine bağlılık, kişisel yakınlık veya örgüt içi dengeler üzerinden oluşturulursa seçim sistemindeki değişiklik siyasetin niteliğini yükseltmez; yalnızca parti yönetimlerinin gücünü artırır. Parti içi tercih yarışı da kişisel nüfuz mücadelesine dönüşebilir. Karma oy kalkar, ancak kişisel ilişkilere ve dar çıkar hesaplarına dayanan “karma siyaset” varlığını sürdürür.

Parti içi demokrasi bu nedenle yeni sistemin tamamlayıcı koşuludur. Üyelerin, örgütlerin ve toplumun aday belirleme süreçlerine katılması; emeğin, farklı toplumsal kesimlerin ve yerel ihtiyaçların listelerde karşılık bulması gerekir. Temsil, yalnızca seçilebilir sıraya yerleşmek değil, toplumun sorunlarını siyasal karar süreçlerine taşıyabilmektir.

Önümüzdeki seçimin en önemli bilinmeyeni, değişen demografik yapı içinde yerleşik parti aidiyeti bulunmayan seçmenin davranışıdır. Son kapsamlı nüfus sayımının 2011 yılında yapılmış olması, toplumun güncel yapısının yeterince bilinmediğini göstermektedir. KKTC İstatistik Kurumu 2023 sonu nüfusunu 476 bin 214 olarak projekte etmektedir. Ancak toplam nüfus ile seçmen kitlesi aynı değildir. Nüfus projeksiyonları, seçmen kütüğünün sosyolojik özelliklerini ve siyasal yönelimlerini açıklamaya yetmemektedir. ( İstatistik Kurumu)

Demografik değişimi insanların kökenleri üzerinden yapılacak basit oy hesaplarına indirgemek bilimsel açıdan yanlış, toplumsal açıdan ayrıştırıcıdır. Asıl mesele, farklı dönemlerde ve farklı toplumsal koşullarda siyasal yaşama katılan seçmenlerin ortak bir demokratik yurttaşlık zemininde nasıl buluşacağıdır. Her yurttaşın oyu hukuken eşit değerdedir; ancak siyasal tercihler aynı ekonomik ve toplumsal koşullarda oluşmadığı için her oy aynı siyasal anlamı ve sonucu üretmez. Karma oy sisteminde seçmen tercihi çoğu zaman siyasal programlardan çok adayların bireysel tanınırlığı, kişisel ve bölgesel ilişkileri ile patronaj ağlarının etkisi altında şekillenmiştir. Bu nedenle geçmişteki seçmen davranışını yalnızca ideolojik veya program temelli tercihler üzerinden açıklamak mümkün değildir. Siyasetin sorumluluğu, farklı toplumsal deneyimleri korku ve kimlik siyasetiyle ayrıştırmak değil; ekonomik bağımlılık ilişkilerini azaltarak yurttaşları eşit haklar ve ortak bir gelecek düşüncesi etrafında buluşturmaktır.

Yerleşik parti sadakati bulunmayan seçmen kararını yalnızca ideolojik konumlanmaya göre vermeyecektir. Hayat pahalılığı, iş güvencesi, konuta erişim, kamu hizmetlerinin niteliği, adalet duygusu, çocuklarının geleceği ve yönetim kadrolarına duyduğu güven daha belirleyici olacaktır. Partilerin söylemleri ile halkın yaşadığı gerçeklik arasındaki mesafe büyüdükçe geleneksel oy hesapları geçerliliğini kaybedecektir.

Öngörüm şudur. Örgütsel yapısı ve yerleşik tabanı güçlü partiler yeni sistemde başlangıç avantajına sahip olacaktır. Buna karşılık seçimin yönünü yalnızca örgütlü tabanlar belirlemeyecektir. Kişisel oy depolarına dayanan adaylık anlayışı gerilerken kararsız ve geçişken seçmenin ağırlığı artacaktır. Programını toplumun günlük sorunlarıyla buluşturan, güven veren kadrolar çıkaran ve farklı kesimlere ortak bir gelecek sunan parti öne çıkacaktır.

Siyasetin bu süreçteki görevi yalnızca mevcut düzeni eleştirmek değildir. Emeği, üretimi, sosyal adaleti, kamusal hizmetleri ve demokratik katılımı birbirine bağlayan inandırıcı bir yönetim seçeneği ortaya koymalıdır. Toplumun ekonomik kaygılarıyla siyasal demokrasi talebi aynı program içinde buluşturulamadığı sürece kişisel ilişkilerin bıraktığı boşluğu kimlik siyaseti, popülizm ve yeni bağımlılık biçimleri dolduracaktır.

Demokrasi yalnızca sandığa gitmek değildir. Seçmenin programlar arasında bilinçli tercih yaptığı, partilerin ise verdikleri sözler ve uyguladıkları politikalar üzerinden topluma hesap verdiği karşılıklı bir siyasal sorumluluk düzenidir. Seçmen tercihiyle yön belirler; parti aldığı yetkinin hesabını verir.

Yasa değişikliğinin zamanlaması ve hazırlanma yöntemi demokratik açıdan ayrıca tartışılabilir. Ancak bugün önümüzde duran temel soru, değişikliğin hangi partiye kısa vadeli yarar sağlayacağı değildir. Asıl soru, yeni sistemin programlı siyasete, nitelikli temsile, toplumsal eşitliğe ve hesap verebilir yönetime dönüştürülüp dönüştürülemeyeceğidir.

Karma oy kalkmıştır. Şimdi sıra, kişisel bağımlılıklarla beslenen karma siyaseti geride bırakmaktadır. Önümüzdeki seçim yalnızca kimin hükümet kuracağını değil; Kuzey Kıbbrıs’da siyaset emeğin, eşit yurttaşlığın ve toplumsal adaletin yanında mı, yoksa eski ilişki ve paylaşım düzeni içinde mi şekilleneceğini de gösterecektir.

Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci – Araştırmacı – Yazar

 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
WhatsApp-Image-2026-03-05-at-10.18.54