Kıbrıs Merkezli Yeni Jeopolitik Düzen: Doğu Akdeniz'de Küresel Finans Kapital, Güç Mimarisi ve Gelecek Projeksiyonları

Yayınlanma Tarihi :
Kıbrıs Merkezli Yeni Jeopolitik Düzen: Doğu Akdeniz'de Küresel Finans Kapital, Güç Mimarisi ve Gelecek Projeksiyonları
Lefkoşa Türk Belediyesi - Kanlıdere Rehabilitasyon ve Lineer Park Projesi

Uluslararası jeopolitikte şekillenen yeni güç mimarileri, yalnızca devletler arası diplomatik girişimlerin sonucu değildir. Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) ile başlayan ve İbrahim Anlaşmaları, enerji koridorları, IMEC girişimi ile devam eden süreç; Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'i güvenlik, enerji, ticaret ve finans ekseninde yeniden yapılandırmayı hedefleyen birbirini tamamlayan jeopolitik aşamalar olarak okunabilir. Bu dönüşüm içerisinde Kıbrıs, yalnızca coğrafi konumu nedeniyle değil, Doğu Akdeniz'in enerji güvenliği, deniz ulaştırma hatları, dijital altyapıları ve bölgesel güvenlik mimarisi bakımından taşıdığı stratejik önem nedeniyle yeni güç rekabetinin merkezinde yer almaktadır.

Bu perspektiften bakıldığında mesele, enerji kaynaklarının kimin tarafından işletileceği sorusundan ibaret değildir. Asıl tartışılması gereken konu, bölgenin küresel finans kapitalin, ulusötesi sermaye ağlarının ve güvenlik merkezli jeopolitik tasarımların ihtiyaçlarına göre yeniden düzenlenmesinin bölge halkları açısından nasıl bir siyasal ve sosyoekonomik yapı ürettiğidir. Çalışmanın önceki bölümlerinde ortaya konulduğu üzere BOP'un askeri müdahaleler eksenindeki ilk evresi ile İbrahim Anlaşmaları'nın ekonomik ve diplomatik bütünleşme modeli birbirinden bağımsız süreçler değildir. Bunlar, Doğu Akdeniz'de yeni bir bölgesel güç mimarisi inşa etmeyi amaçlayan daha geniş ölçekli jeopolitik dönüşümün farklı aşamaları olarak değerlendirilebilir.

Siyaset bilimi ve ekonomi-politik literatürü, uluslararası sistemde kuralları belirleyen güç merkezlerinin oluşturduğu düzenlerin çevre toplumlarda kalıcı refah, eşitlik ve demokratik istikrar üretmekte sınırlı başarı gösterdiğini ortaya koymaktadır (Amin, 1990). Bu bağlamda İbrahim Anlaşmaları ve IMEC yalnızca ekonomik iş birliği projeleri veya ulaştırma koridorları olarak değerlendirilemez. Aynı zamanda İsrail'in güvenlik ve teknoloji merkezi olarak bölgesel konumunu güçlendiren, Körfez sermayesini küresel finans ağlarıyla daha yoğun biçimde bütünleştiren ve Doğu Akdeniz'i ulusötesi sermaye dolaşımının yeni eksenlerinden biri haline getiren stratejik yeniden yapılanma araçlarıdır. Bu süreç, yerel ekonomileri üretimden uzaklaştıran, dış sermaye bağımlılığını artıran ve kamusal menfaati piyasa önceliklerinin gerisine iten yeni bir ekonomi-politik düzen üretmektedir.

Enerji hatları, limanlar, dijital veri merkezleri ve lojistik koridorlar üzerinden şekillenen bu yapı, bölge ülkelerini küresel krizlere karşı daha kırılgan hale getirirken, yerel elitlerin uluslararası sermaye ağlarına eklemlendiği; buna karşılık emekçi kesimlerin giderek yoksullaştığı ikili bir toplumsal yapı ortaya çıkarmaktadır (Harvey, 2005). Bu nedenle ortaya çıkan tablo, bölgesel kalkınma modelinden çok, merkez-çevre ilişkilerini yeniden üreten ve bağımlılık ilişkilerini derinleştiren yeni bir jeoekonomik düzen olarak okunmalıdır.

Bu jeopolitik denklemin en kritik düğüm noktası ise Kıbrıs'tır. Ada artık yalnızca tarihsel bir uyuşmazlık alanı veya enerji rezervlerinin bulunduğu bir coğrafya değildir. IMEC, Doğu Akdeniz enerji havzası, deniz ulaştırma koridorları, dijital iletişim altyapıları ve bölgesel güvenlik mimarisi dikkate alındığında Kıbrıs, küresel güç rekabetinin stratejik merkezlerinden biri haline gelmiştir. Bu nedenle adadaki çözümsüzlüğün sürekliliği yalnızca yerel siyasal aktörlerin tercihleriyle açıklanabilecek bir olgu değildir. Aynı zamanda Doğu Akdeniz'de stratejik üstünlük kurmayı hedefleyen küresel ve bölgesel güç dengelerinin de bir yansımasıdır (Arrighi, 2007).

Bu çerçevede Kıbrıs Cumhuriyeti'nin uluslararası tanınmışlıktan kaynaklanan diplomatik ve siyasal üstünlüğünü, ada üzerindeki egemenlik ve temsil tartışmalarında asimetrik bir güç unsuruna dönüştürme eğilimi de dikkat çekmektedir. Mevcut uluslararası statünün sağladığı avantajlar, Kıbrıs Türk halkını eşit kurucu siyasal iradenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul eden ortak egemenlik anlayışını güçlendirmekten çok, mevcut güç ilişkilerini koruyan bir zemini beslemektedir. Bunun doğal sonucu olarak eşit siyasal temsil, ortak yaşam kültürü ve kurucu ortaklık temelinde geliştirilebilecek çözüm modelleri zayıflarken; uluslararası meşruiyet, jeopolitik öncelikler ve güç dengeleri üzerinden şekillenen asimetrik ilişkiler belirleyici hale gelmektedir. Bu durum, Kıbrıs sorununun yalnızca iki toplum arasındaki tarihsel anlaşmazlıklarla açıklanamayacağını; aynı zamanda Doğu Akdeniz'de şekillenen yeni jeopolitik düzenin ada üzerindeki siyasal yansımalarından biri olduğunu göstermektedir.

Dolayısıyla Kıbrıs'ta yaşanan temsil, egemenlik ve meşruiyet tartışmaları yalnızca anayasal veya hukuki bir sorun değildir. Bunlar aynı zamanda küresel jeopolitiğin ürettiği güç dağılımının, uluslararası tanınma rejiminin ve bölgesel güvenlik mimarisinin ortaya çıkardığı yapısal asimetrilerin sonucudur. Kıbrıs Türk halkının siyasal özne olarak eşit kurucu statü talebi ile mevcut uluslararası düzenin ürettiği güç dengeleri arasındaki gerilim, önümüzdeki dönemde de adanın temel siyasal tartışma alanlarından biri olmaya devam edecektir.

Gelecek projeksiyonları dikkate alındığında Ortadoğu ve Doğu Akdeniz'in enerji, teknoloji, siber güvenlik ve ulaştırma koridorları ekseninde yeniden şekillenmeyi sürdüreceği görülmektedir. Askeri müdahalelerin yerini giderek ekonomik, finansal ve teknolojik araçların aldığı bu yeni dönemde hegemonya daha görünmez fakat daha kurumsal mekanizmalar üzerinden yeniden üretilmektedir. Bu yapı ulus-devletlerin karar alma alanlarını daraltırken, toplumsal eşitsizlikleri derinleştirebilecek yeni bağımlılık ilişkileri de üretmektedir.

Bu nedenle önümüzdeki dönemin temel sorusu, Doğu Akdeniz'in hangi güç tarafından kontrol edileceği değil; bu yeni jeopolitik düzen içerisinde halkların, demokratik temsilin ve kamusal menfaatin nasıl korunacağıdır. Gerçek ve sürdürülebilir bölgesel istikrar, küresel finans kapitalin öncelikleri doğrultusunda şekillenen koridor projelerinde değil; halkların eşit siyasal iradesini, demokratik meşruiyeti, sosyal adaleti ve ortak kamusal yararı esas alan yeni bir bölgesel siyasal anlayışın geliştirilmesinde aranmalıdır. Aynı şekilde Kıbrıs'ta kalıcı ve adil bir çözüm de, mevcut jeopolitik asimetrileri yeniden üreten güç ilişkilerinin sürdürülmesiyle değil; Kıbrıs Türk halkı ile Kıbrıs Rum halkının eşit siyasal özne olarak kabul edildiği, ortak egemenliği, karşılıklı güveni ve demokratik meşruiyeti esas alan yeni bir siyasal zeminin oluşturulmasıyla mümkün olabilecektir. Kıbrıs'ın geleceği, küresel güç rekabetinin üzerinde hesap yaptığı edilgen bir coğrafya olmaktan çıkıp, Doğu Akdeniz'de barışa, bölgesel iş birliğine ve demokratik istikrara katkı sunabilen etkin bir siyasal aktör haline gelebilmesine bağlıdır.

Kaynakça

  • Amin, S. (1990). Maldevelopment: Anatomy of a Global Failure. United Nations University Press.
  • Arrighi, G. (2007). Adam Smith in Beijing: Lineages of the Twenty-First Century. Verso.
  • Harvey, D. (2005). A Brief History of Neoliberalism. Oxford University Press.

 

Mahmut Kanber
Siyaset Bilimci • Araştırmacı • Yazar

mahmutkanber@hotmail.com

 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Reklam