Advert
Advert

Ortadoğu Gerçekliği ve Kıbrıs’ın Jeostratejik Konumu

Yayınlanma Tarihi :
Ortadoğu Gerçekliği ve Kıbrıs’ın Jeostratejik Konumu
Advert

Savaş Senaryoları, AB Misyonu ve Barışın Kurumsal Olasılığı

Ortadoğu, yalnızca çatışmaların yaşandığı bir coğrafya değil; küresel güç rekabetinin yoğunlaştığı, enerji geçiş hatlarının kesiştiği ve güvenlik doktrinlerinin sınandığı bir jeopolitik alandır. Bu gerçeklik, bölgenin kendi iç dinamikleri kadar, bölge dışı aktörlerin stratejik hesapları tarafından da şekillendirilmektedir. Ortadoğu’daki her askeri tırmanma, yalnızca bölgesel dengeleri değil; Doğu Akdeniz üzerinden Avrupa güvenlik mimarisini de doğrudan etkilemektedir.

Bu bağlamda Kıbrıs, coğrafi konumunun ötesinde stratejik bir ara yüz işlevi görmektedir. Tarihsel olarak askeri lojistik merkez olarak kullanılan ada, günümüzde NATO–AB güvenlik hattı ile Ortadoğu kriz alanı arasında bir geçiş sahasına dönüşmüştür. Bu olgusal gerçeklik göz ardı edilerek Kıbrıs’ta sürdürülebilir bir barış vizyonu üretilemez.

Son yıllarda Avrupa Birliği üyesi ülkelerin askeri kapasite unsurlarını Güney Kıbrıs üzerinden Doğu Akdeniz’e aktarması, adanın fiilen bölgesel krizlerin lojistik arka planına eklemlendiğini göstermektedir. Resmi söylem bu süreci “istikrar,insani tahliye veya savunma koordinasyonu” kavramlarıyla çerçevelese de, askeri varlığın yoğunlaşması Kıbrıs’ı bölgesel güvenlik zincirinin aktif bir halkasına dönüştürmektedir.

Bu durum, klasik güvenlik ikilemi çerçevesinde okunabilir. Bir tarafın güvenlik artırıcı olarak gördüğü askeri entegrasyon, diğer taraf için tehdit algısını büyütebilir. Güney’de artan AB güvenlik şemsiyesi algısı, Kuzey’de yapısal bir güvensizlik üretmektedir. Benzer şekilde Kuzey’deki güvenlik bağımlılığı ve Türkiye ile kurulan askeri bağ da Güney’de güvenlik hassasiyetlerini canlı tutmaktadır. Böylece iki toplum arasındaki güvenlik algısı karşılıklı olarak genişlemekte ve siyasal çözüm alanı daralmaktadır.

Kıbrıs Cumhuriyeti liderliğinin son yıllardaki siyasal tercihleri bu bağlamda ayrıca önemlidir. İki halklı ve iki bölgeli çözüm çerçevesi uluslararası belgelerde yer almaya devam ederken, pratik siyasal söylemde bu modelin zayıflatılması ya da alternatif devlet formlarının ima edilmesi, çözüm perspektifinde güven erozyonuna yol açmaktadır. Çözüm söylemi ile fiili güvenlik konumlanması arasındaki uyumsuzluk, adadaki iki toplum arasındaki algısal mesafeyi artırmaktadır.

Avrupa Birliği’nin normatif güç (normative power) iddiası, hukukun üstünlüğü ve barış projesi söylemi üzerine inşa edilmiştir. Ancak Güney Kıbrıs üzerinden artan askeri entegrasyon, bu normatif kimlik ile jeopolitik güvenlik pratiği arasında gerilim üretmektedir. Geçmişte adanın askersizleştirilmesine dair dile getirilen söylemler ile bugün askeri yoğunlaşmanın artması arasındaki fark, siyasal tutarlılık ve samimiyet tartışmalarını beraberinde getirmektedir.

Bu tablo Kıbrıslı Türkler açısından yalnızca diplomatik bir farklılaşma değil; varoluşsal bir güvenlik meselesi olarak algılanmaktadır. Eğer çözüm perspektifi eşit siyasal ortaklık yerine fiili güç konsolidasyonuna evrilirse, iki halklı yapının sürdürülebilirliği zayıflar. Aynı şekilde Kuzey’in dış güvenlik bağımlılığını sürdürmesi de karşılıklı güvensizlik döngüsünü beslemektedir.

Ortadoğu’daki kriz ortamı düşünüldüğünde, Kıbrıs’ın askeri yoğunlaşma alanına dönüşmesi üç temel riski beraberinde getirir. Adanın kriz zincirine eklemlenmesi, iki toplum arasındaki güven inşasının zayıflaması ve çözüm sürecinin bölgesel güvenlik hesaplarına rehin düşmesi. Askeri yoğunlaşma, kalıcı güvenlik üretmek yerine güvenlik ikilemini derinleştirme eğilimi taşımaktadır.

Buna karşılık Kıbrıs, yalnızca jeopolitik bir tampon alan değil; kurumsal barış üretme kapasitesine sahip bir laboratuvar olarak da düşünülebilir. İki toplumlu, federal ve güvenlik kaygılarını karşılıklı olarak tanıyan bir model, Doğu Akdeniz’de güvenlik algılarının yumuşatılmasına katkı sunabilir. Bu yalnızca yerel bir çözüm değil; bölgesel güvenlik denklemine normatif bir katkı anlamına gelir.

Siyaset bilimi perspektifi, barışın askeri dengeleme yoluyla değil; kurumsal güven inşası, karşılıklı güvenlik garantilerinin sivilleştirilmesi ve dış bloklaşmalardan görece özerk bir siyasal yapı ile mümkün olacağını göstermektedir. Tarihsel travmalar inkar edilmeden, güvenlik algıları küçümsenmeden ve egemenlik hassasiyetleri karşılıklı olarak tanınmadan kalıcı çözüm üretilemez.

Sonuç olarak Ortadoğu’daki kriz ortamı, Kıbrıs’ı Doğu Akdeniz güvenlik denkleminin aktif bir bileşeni haline getirmektedir. Ancak askeri yoğunlaşma kalıcı güvenlik üretmez; güvenlik ikilemini derinleştirir. Kıbrıs’ın geleceği, küresel jeopolitik hesaplara eklemlenmekte değil; çatışma üretmeyen bir güvenlik modeli geliştirmektedir. Ada, ya bölgesel bloklaşmanın ileri hattı olarak kalacak ya da kurumsal eşitliğe dayalı bir çözüm modeliyle Doğu Akdeniz’de barış üretme kapasitesi kazanacaktır.

Gerçek barış, askeri güç yığılmasıyla değil; karşılıklı tanınma, hukuki eşitlik ve güvenlik mimarisinin sivilleştirilmesiyle mümkündür

 Mahmut Kanber Siyaset Bilimci/Yazar  mahmutkanber@hotmail.com

 

 

 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Advert