TARİHİ HAKİKAT VE TARİHSEL GERÇEKLİK

Yayınlanma Tarihi :
TARİHİ HAKİKAT VE TARİHSEL GERÇEKLİK
WhatsApp-Image-2026-03-05-at-10.19.42

YAZI DİZİSİ 2/3

Elli İki Yıllık Çözümsüzlük; Anayasal Sorundan Jeopolitik Rejime

1974 sonrasında Kıbrıs meselesi yalnızca çözülememiş bir toplumlararası anlaşmazlık olarak kalmadı; farklı aktörlere farklı imkanlar sağlayan yönetilebilir bir güç düzenine dönüştü.

Mahmut Kanber | Siyaset Bilimci – Araştırmacı – Yazar

1974 ile 2026 karşılaştırıldığında Kıbrıs’ın en çarpıcı paradoksu ortaya çıkar. 1974’te ortak devletin kurumları büyük ölçüde işlemez durumdaydı; buna rağmen ortak bir anayasal gelecek hala müzakere edilebiliyordu. Bugün iki taraftaki yönetimler kendi alanlarında yerleşmiş, gündelik hayat iki ayrı kurumsal düzen içinde yeniden üretilmiştir. Buna karşılık ortak siyasal gelecek fikri, yarım yüzyıl öncesine göre daha uzak ve daha karmaşık bir mesele hâline gelmiştir.

13 Temmuz 1974’te ulaşılan anayasal eşik, 15 Temmuz darbesi ve sonrasında yaşanan askeri gelişmelerle ortadan kalktı.¹ Sorun da nitelik değiştirdi. 1974 öncesinde temel tartışma, 1960 ortaklık devletinin hangi anayasal düzenlemelerle yeniden işletilebileceğiydi. Fiili bölünme, nüfus hareketleri ve toprak düzeninin değişmesiyle birlikte egemenlik, mülkiyet, güvenlik, vatandaşlık, yerleşiklik ve uluslararası tanınma başlıkları anayasal sorunun üzerine eklendi.

Adada yalnızca coğrafi bir ayrılık oluşmadı. Güneyde Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası tanınma, diplomatik temsil ve dış ilişki kurma kapasitesini tek başına kullanmayı sürdürdü. Kuzeyde Kıbrıslı Türkler kendi yönetim kurumlarını geliştirdi; uluslararası alana erişimleri ise büyük ölçüde Türkiye üzerinden gerçekleşti. Bir tarafta uluslararası meşruiyetin tek elde toplanması, diğer tarafta siyasal ve ekonomik bağımlılığın derinleşmesi, müzakere masasındaki tarafları eşit olmayan iki statünün temsilcilerine dönüştürdü.

Bu asimetri, çözümden beklenen sonuçları da birbirinden uzaklaştırdı. Kıbrıs Rum siyasal yaklaşımı çözümü çoğu zaman uluslararası alanda tanınmış Kıbrıs Cumhuriyeti’nin devamı veya dönüşümü üzerinden değerlendirdi. Kıbrıslı Türkler ise kurucu eşitliklerinin, öz yönetimlerinin ve güvenliklerinin yeni yapıda yeniden çoğunluk iradesine bağlı hale gelmemesini temel güvence olarak gördü. Böylece anlaşmazlık, federal devletin kaç bakanlığı olacağı veya dönüşümlü başkanlığın süresi gibi kurumsal ayrıntılardan önce, yeni ortaklığın hangi meşruiyet zemininde kurulacağı noktasında başladı.

Kıbrıs Cumhuriyeti’nin mevcut uluslararası statüsünün herhangi bir kurucu dönüşüm yaşamadan geleceğe aktarılması, Kıbrıslı Türklerde azınlık statüsüne dönüş kaygısını güçlendirmektedir. Kuzeydeki yapının ayrı egemen devlet olarak önceden tanınması talebi ise Kıbrıslı Rumlarda bölünmenin kalıcılaştırılması endişesi yaratmaktadır. Federasyon ile iki devlet zaman içinde yalnızca çözüm modelleri olmaktan çıkmış, tarafların mevcut konumlarını koruyan siyasal mevzilere dönüşmüştür.

Elli iki yıllık sonuçsuzluğu yalnızca başarısız liderliklere, milliyetçiliğe veya karşılıklı güvensizliğe bağlamak bu yapısal dönüşümü açıklamaz. 1974 sonrasında oluşan düzen, adil ve demokratik olmamasına rağmen farklı aktörler açısından belirli ölçülerde yönetilebilir kaldı. BM Barış Gücü sıcak çatışmayı önledi, ateşkes hattı ayrılığı denetim altında tuttu, Britanya egemen üslerini korudu, Türkiye kuzeydeki askeri ve siyasal etkisini sürdürdü, Kıbrıs Cumhuriyeti uluslararası temsil kapasitesinden yararlandı. Yunanistan ile Türkiye arasındaki rekabet de doğrudan savaşa dönüşmeden Kıbrıs üzerinden yönetilebildi.²

Bu yapı bir “jeopolitik çözümsüzlük rejimi” üretmiştir. Kavram, statükonun yalnızca taraflar uzlaşamadığı için devam etmesini anlatmaz. Mevcut ayrılığın farklı güç merkezlerine farklı stratejik imkanlar sağlamasını ve uluslararası sistem tarafından katlanılabilir görülmesini ifade eder. Çözümsüzlük bölgesel düzenin işlemesini bütünüyle engellemediği sürece kapsamlı çözüm, dış aktörler açısından zorunlu bir ihtiyaç haline gelmemiştir.

Müzakereler de bu düzenin dışında gerçekleşmedi. Bazı dönemlerde statükoyu dönüştürmek yerine onun diplomatik meşruiyetini yenileyen süreçlere dönüştü. Her yeni turda Kıbrıs Cumhuriyeti tanınmış devlet, Kıbrıslı Türkler toplum, Türkiye garantör ve fiili güç, Yunanistan garantör, Britanya üs sahibi, BM ise arabulucu ve güvenlik yöneticisi rollerini yeniden üretti. Her başarısız girişim yalnızca çözümü ertelemedi; bir sonraki görüşmenin başlayacağı eşitsiz zemini daha da kurumsallaştırdı.³

Bu düzenin en ağır sonucu, Kıbrıslıların siyasal özne olma kapasitesinde görülmektedir. Kıbrıs Cumhuriyeti’nin Kıbrıslı Türk iradesi yerine Türkiye’yi esas muhatap kabul eden yaklaşımı, kuzeydeki Türkiye etkisini eleştirirken aynı etkiyi dolaylı biçimde meşrulaştırabilmektedir. Kıbrıslı Türkler, kurucu iradeye sahip bir toplumdan çok Türkiye’nin adadaki uzantısı olarak gösterilmiş; bu algı uluslararası düzeyde yerleşik hale getirilmiştir. Türkiye’nin kuzeyi ağırlıklı olarak güvenlik ve jeopolitik çıkar alanı üzerinden değerlendirmesi de Kıbrıslı Türklerin kendi geleceklerini belirleme kapasitesini daraltmaktadır.

Kıbrıslı Rumlar açısından da farklı biçimde benzer bir özneleşme sorunu bulunmaktadır. Uluslararası tanınmışlık geniş bir temsil alanı sağlasa da adanın güvenlik ve dış politika tercihleri Avrupa Birliği, Yunanistan ve bölgesel ittifaklarla giderek daha fazla iç içe geçmektedir. Temel sorun iki toplumun varlığı değil, her iki toplumun ortak Kıbrıs iradesinin daha geniş jeopolitik ilişkiler içinde sınırlandırılmasıdır.

Kıbrıs’ta elli iki yıldır çözüm sağlanamamasının nedeni formül kıtlığı değildir. Anayasal ortaklık krizi, zaman içinde uluslararası meşruiyet asimetrisi ve bölgesel çıkarlarla beslenen bir çözümsüzlük rejimine dönüşmüştür. Tam da bugün BM Genel Sekreteri António Guterres’in Cumhurbaşkanı Tufan Erhürman ve Kıbrıslı Rum lider Nikos Hristodulidis ile gerçekleştireceği görüşmeler, geçmişin çözümsüzlük kalıplarını tekrar eden diplomatik anlayışın artık yeterli olmadığını ortaya koymaktadır.⁴ Sürecin, tarafların tarihsel pozisyonlarını yeniden kayda geçiren ve başarısız olmuş müzakere parametrelerinin üzerine kapanan bir yöntemle sürdürülmesi, bugünün tarihsel gerçekliğini karşılamayacaktır. İhtiyaç duyulan yeni yaklaşım; geçmişin tarihi hakikatini dışlamadan iki toplumun siyasal eşitliğini, kurucu özne olma iradesini ve Doğu Akdeniz’de değişen bölgesel ve jeopolitik ihtiyaçları aynı denklem içinde ele alan daha gerçekçi bir müzakere zemini kurmalıdır. Günümüzde artan diplomatik hareketlilik, çözümsüzlük rejiminin yeni bölgesel ihtiyaçları karşılamakta zorlandığını; çözümün ise eski formüllerin tekrarından değil, Kıbrıslıların ortak siyasal iradesini değişen jeopolitik gerçeklikle buluşturacak yeni bir anlayıştan geçeceğini göstermektedir.

Dizinin üçüncü yazısı, değişen jeopolitiğin nasıl bir çözüm aradığını ve Kıbrıslıların bu süreçte nasıl kurucu özne haline gelebileceğini tartışacaktır.

Anahtar Kelimeler: Kıbrıs sorunu, jeopolitik çözümsüzlük rejimi, 1974 Kıbrıs krizi, uluslararası meşruiyet asimetrisi, Kıbrıslı Türklerin siyasal özneleşmesi, Kıbrıs müzakereleri, Doğu Akdeniz jeopolitiği.

 

 

Kaynak Notları

  1. Birleşmiş Milletler Arşivi, Intercommunal Talks (Pre-July 1974) – Clerides/Denktash Joint Document, S-0344-0013-14. BM arşiv kaydı
  2. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Report on the United Nations Operation in Cyprus, S/11568, 6 Aralık 1974. BM belgesi
  3. Theophanous, A. (2019). “The Intercommunal Negotiations After 1974 and Future Prospects.” The Cyprus Review, 31(1), 279–309. Makale kaydı
  4. BM Genel Sekreteri António Guterres’in 28 Temmuz 2026’da iki liderle ayrı görüşmeler yapacağı ve aynı akşam liderleri ortak yemekte bir araya getireceği açıklanmıştır. Kıbrıs Cumhuriyeti resmi programı, BM ziyaret açıklaması
  5.  

 

 

begendim
0
Begendim
bayildim
0
Bayildim
komik
0
Komik
begenmedim
0
Begenmedim
uzgunum
0
Uzgunum
sinirlendim
0
Sinirlendim
Koopbank Optimum Safir - Sadece bir kart değil, Bir yaşam tarzı.