• Rum tarafı ateşle oynuyor
• Adada barışın temeline dinamit koyuyorlar
• Dünyada yaşanan olağanüstü gelişmeler Kıbrıs adasının stratejik önemini daha da artırdı
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Hakikat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Güven Arıklı’ya yaptığı değerlendirmede, Güney Kıbrıs’taki silahlanmaya ve adadaki yabancı askeri hareketliliğe dikkat çekti. Yayman, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin tartışma konusu yapılamayacağını, Türkiye’nin garantörlüğünün ise hem Kıbrıs Türk halkının güvenliği hem de Doğu Akdeniz’de barış ve istikrar açısından stratejik önem taşıdığını vurguladı.
Dünyada yaşanan olağanüstü gelişmeler Kıbrıs adasının stratejik önemini daha da artırdı. Dolayısıyla Rum tarafının oldu bittisine asla izin verilemez.
TÜRKİYE’DEN GÜNEY KIBRIS’IN SİLAHLANMASINA DİKKAT ÇEKEN MESAJ
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Yayman, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Nikos Hristodulidis ile Yunanistan Savunma Bakanı Nikos Dendias’ın açıklamalarını ve Güney Kıbrıs’taki artan askeri hareketliliği Hakikat Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Güven Arıklı’ya değerlendirdi.
Yayman, bir taraftan barış ve çözüm mesajları verilirken diğer taraftan Güney Kıbrıs’ın silahlanmasının hızlandırılmasının ve yabancı askeri unsurların adadaki varlığının artırılmasının ciddi bir çelişki oluşturduğunu belirtti.
Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin, eşit uluslararası statüsünün ve güvenliğinin herhangi bir müzakere sürecinde pazarlık konusu yapılamayacağını vurgulayan Yayman, Türkiye’nin garantörlüğünün adadaki dengelerin korunmasındaki önemine dikkat çekti.
Zamanın ruhunu kavrayamayanlar suları tersine akıtamazlar. Kıbrıs adasında Çözüm; iki devletli çözümdür.
EGEMEN EŞİTLİK KABUL EDİLMEDEN KALICI ÇÖZÜM OLMAZ
Yayman, Kıbrıs’ta gerçekçi ve sürdürülebilir bir geleceğin ancak adadaki iki tarafın egemen eşitliğinin kabul edilmesiyle mümkün olabileceğini belirtti.
Kıbrıs Türk halkının Rum tarafının altında bir azınlık olarak görülemeyeceğinin altını çizen Yayman, Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğinin çözümün sonucu değil, çözüm arayışlarının başlangıç noktası olması gerektiğini ifade etti.
Yayman, yarım asırdır sonuç vermeyen yöntemlerde ısrar etmek yerine adadaki gerçeklerin kabul edilmesi gerektiğini kaydetti.
Adada çözümü savunan, diyaloğu savunan, müzakereyi savunan daima Türk tarafı olmuştur. Rum tarafı her çözüm arayışına hayır demiştir. Fakat Batının gözünde kazanan Rum olmuştur.
ABD İLE RUM YÖNETİMİ ARASINDAKİ SAVUNMA İŞ BİRLİĞİ
Yayman’ın değerlendirmeleri, Amerika Birleşik Devletleri ile Güney Kıbrıs Rum Yönetimi arasındaki savunma ilişkilerinin giderek güçlendiği bir dönemde geldi.
Amerikan tarafının Rum yönetimiyle savunma alanındaki iş birliğine ilişkin verdiği mesajlar, Amerikan savaş gemilerinin Rum limanlarını daha yoğun kullanabileceğine yönelik açıklamalar ve adadaki farklı askeri operasyon planlarına ilişkin ifadeler, Doğu Akdeniz’de oluşan yeni güvenlik tablosunu yeniden gündeme taşıdı.
Yayman, Kıbrıs meselesinin yalnızca adadaki iki taraf arasındaki bir mesele olarak değerlendirilemeyeceğini, Doğu Akdeniz’de değişen güvenlik dengelerinin Türkiye açısından da yakından takip edildiğini ifade etti.
TÜRKİYE’NİN GARANTÖRLÜĞÜ STRATEJİK ÖNEM TAŞIYOR
Türkiye’nin 1960 düzeninden kaynaklanan garantörlük konumunun Kıbrıs Türk halkının güvenliği açısından vazgeçilmez olduğuna işaret eden Yayman, Türkiye’nin adadaki varlığının aynı zamanda bölgede oluşabilecek dengesizliklere karşı önemli bir güvence olduğunu kaydetti.
Yayman, Kıbrıs Türk halkının geçmişte yaşadığı güvenlik sorunlarının unutulamayacağını belirterek, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisinin öneminin bugün bölgede yaşanan askeri gelişmelerle daha açık biçimde görüldüğünü ifade etti.
KIBRIS TÜRK HALKININ HAKLARI PAZARLIK KONUSU DEĞİLDİR
Kıbrıs Türk halkının kendi devleti, demokratik kurumları ve egemenlik hakları bulunduğunu belirten Yayman, egemen eşitlik ve eşit uluslararası statünün görmezden gelindiği hiçbir modelin kalıcı ve adil bir çözüm üretemeyeceğini söyledi.
Yayman, çözüm arayışlarının Kıbrıs Türk halkını Rum çoğunluğun yönetimine tabi kılacak bir anlayış üzerine kurulamayacağını, iki taraf arasındaki iş birliğinin ancak iki egemen eşit tarafın karşılıklı saygısı temelinde gelişebileceğini kaydetti.
KIBRIS’TA İKİ DEVLETLİ ÇÖZÜM VURGUSU
Yayman, Kıbrıs’ta yarım asrı aşkın süredir devam eden federasyon temelli çözüm arayışlarının sonuç vermediğine de dikkat çekti. Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliği ve eşit uluslararası statüsü temelinde yeni bir yaklaşımın ortaya konulması gerektiğini belirten Yayman, mevcut gerçeklerin görmezden gelinemeyeceğini ifade etti.
Kıbrıs’ta iki ayrı halkın, iki ayrı demokratik yönetimin ve iki ayrı devletin bulunduğunu vurgulayan Yayman, artık sonuç vermeyen modellerde ısrar edilmemesi gerektiğini kaydetti. Yayman, Kıbrıs’ta iki devletli çözümün gerçekçi ve kalıcı bir çözüm için en önemli seçenek olduğunu belirterek, Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının haklarını ve güvenliğini savunmaya devam edeceğini söyledi.
Kıbrıs meselesinin Türkiye açısından siyaset üstü bir konu ve milli bir dava olduğunu ifade eden Yayman, Kıbrıs Türk halkının geleceğinin Türkiye’nin geleceğinden ayrı düşünülemeyeceğini vurguladı.
YAYMAN: TÜRKİYE KIBRIS TÜRKÜNÜ YALNIZ BIRAKMAZ
Türkiye’nin Kıbrıs Türk halkının yanında olmaya devam edeceğini vurgulayan Yayman, Güney Kıbrıs’ın silahlanması ve farklı ülkelerle geliştirdiği askeri ilişkilerin Ankara tarafından dikkatle takip edildiğini belirtti.
Yayman, Türkiye’nin bölgede çatışma değil istikrar ve iş birliğinden yana olduğunu ancak bunun Kıbrıs Türk halkının güvenliğinden, egemen eşitliğinden, egemen haklarından veya Türkiye’nin garantörlük sorumluluğundan taviz verilmesi anlamına gelmeyeceğini ifade etti.
BARIŞ SÖYLEMİYLE ASKERİ YIĞINAK YAN YANA DURAMAZ
Güney Kıbrıs’ın bir taraftan barış ve yeniden birleşme söylemini öne çıkarırken diğer taraftan Amerika Birleşik Devletleri ve farklı ülkelerle askeri ilişkilerini genişletmesi, adadaki güven ortamına katkı sağlamaktan çok yeni soru işaretleri yaratıyor.
Amerikan savaş gemilerinin Rum limanlarına daha fazla gelmesinin gündeme taşınması ve savunma operasyonlarına ilişkin planlardan söz edilmesi, Kıbrıs’ın giderek daha geniş bir askeri rekabet alanına dönüşme riskini beraberinde getiriyor. Rum tarafının, Hindistan, İsrail veya başka ülkelerle yaptığı askeri anlaşmaları not ediyoruz.
Rum tarafının kendi güvenlik kaygılarından söz ederken Kıbrıs Türk halkının güvenlik hassasiyetlerini ve egemen eşitlik talebini görmezden gelmesi ciddi bir çelişki oluşturuyor.
Kıbrıs’ta gerçek bir barış isteniyorsa yapılması gereken yeni silahlar ve yeni askeri ortaklıklarla gerilimi büyütmek değil; Kıbrıs Türk halkının egemen eşitliğini ve eşit uluslararası statüsünü kabul etmek, iki tarafın karşılıklı güvenlik kaygılarına saygı göstermektir.