banner31
banner6
banner1

Toplumsal Refah, Eşitsizlik ve Sosyal Devletin Aşınması

17 Temmuz 2025 Perşembe 11:22
46 Okunma
Toplumsal Refah, Eşitsizlik ve Sosyal Devletin Aşınması

Bir önceki yazımda, Kuzey Kıbrıs’taki ekonomik büyüme modelinin yarattığı derin toplumsal kırılmaları ve bunun sosyolojik etkilerini ele almıştık. Gelir dağılımındaki adaletsizliğin, sosyal devletin aşınmasının ve toplumsal dayanışma bağlarının zayıflamasının tesadüfi sonuçlar olmadığını; aksine, belirli bir ekonomik yapının kaçınılmaz ürünleri olduğunu vurgulamıştık.

Bu yazımda ise, bu sosyolojik yaraların kökenine inerek, meselenin ekopolitik analiz yapacagız. Çünkü 21. yüzyılda, devletlerin ve toplumların sürdürülebilirliği, artık yalnızca siyasi tanınmışlıkla değil; uluslararası sisteme entegre olmuş, çeşitlendirilmiş finansman kaynaklarına sahip, şeffaf ve güçlü kurumsal yapılara dayalı ekonomilerle ölçülmektedir. Ayakta kalabilen, halkına refah sunabilen ve geleceğini güvence altına alabilen yapılar, bu küresel ekonomik gerçekliğe uyum sağlayabilenlerdir.

İşte bu evrensel ilke ışığında, adayı bölen çözümsüzlüğün Kıbrıslı Türk toplumu için yarattığı yapısal maliyetleri ve kapsamlı bir çözümün vadettiği varoluşsal kazanımları ortaya koyacağız. Yani statükonun, Kıbrıslı Türkleri 21. yüzyılın gerektirdiği sürdürülebilir kurumsal gelecekten nasıl alıkoyduğunu birlikte değerlendireceğiz.

Çözümsüzlüğün Doğrudan Faturası;Kıbrıslı Türkler İçin Görünür Kayıplar

Çözümsüzlüğün maliyeti soyut bir kavram değildir; Kıbrıslı Türklerin her gün ticarette, yatırımda ve finansta yaşadığı somut bir yüktür.

  • Uluslararası Ticaret ve Finansal İzolasyon; Kuzey Kıbrıs’ın uluslararası alanda tanınmaması, Kıbrıslı Türk üreticinin ve girişimcinin doğrudan dünya pazarlarına açılmasının önündeki en büyük engeldir. Bir narenciye üreticisinin veya sanayicinin ürünleri, ek lojistik, sigorta ve aracılık maliyetleriyle Türkiye üzerinden pazarlanmakta, bu da rekabet gücünü temelden zayıflatmaktadır. Benzer şekilde, siyasi risk algısı, ülkeye kalıcı değer katacak olan Doğrudan Yabancı Yatırımları (FDI) caydırmakta; bu boşluk ise ekonomiyi kontrol dışı ve spekülatif sermaye akışlarına savunmasız bırakmaktadır.
  • Finansal Ağlara Erişim Sorunu; Bankacılık sisteminin, uluslararası para transferlerini sağlayan (SWIFT) gibi küresel ağlara tam entegre olamaması, finansal işlemleri yavaşlatmakta ve maliyetini artırarak Kıbrıslı Türk iş insanlarını uluslararası ticarette bir adım geride bırakmaktadır.
  • AB Fırsatlarından ve Vatandaşlık Haklarından Mahrumiyet; Kağıt üzerinde AB vatandaşı olan Kıbrıslı Türkler, AB müktesebatının kuzeyde askıya alınmış olması nedeniyle bu vatandaşlığın getirdiği ekonomik ve sosyal haklardan tam anlamıyla yararlanamamaktadır. Çözüm, Kıbrıslı Türkleri milyarlarca avroluk yapısal uyum fonları, tarımsal kalkınma hibeleri ve rekabetçiliği artırıcı projelere doğrudan erişim sahibi yapacaktır. Bu, genç bir girişimcinin AB fonlarıyla işini kurması, bir çiftçinin ürününü Avrupa standartlarında modernleştirmesi ve tüm Kıbrıslı Türklerin AB ortak pazarının eşit bir parçası olması anlamına gelir.
  • Tek Kaynağa Dayalı Kırılgan Finansal Yapı; Uluslararası finans kuruluşlarından (IMF, Dünya Bankası vb.) doğrudan borçlanma ve teknik destek imkanının olmaması, ekonomiyi büyük ölçüde dış yardımlara ve kredilere bağımlı kılmaktadır. Bu durum, yalnızca ekonomik kırılganlığı artırmakla kalmaz, aynı zamanda Kıbrıslı Türklerin kendi ekonomik egemenliklerini ve özerk bir ekonomi politikası geliştirme kapasitelerini de yapısal olarak sınırlar.

Fırsat Maliyeti: Çözümle Kazanılacak Ortak ve Özel Refah

Çözümsüzlüğün en büyük maliyeti, “olsaydı ne olurdu?” sorusunun cevabında gizlidir. Birleşik bir Kıbrıs ekonomisi, Kıbrıslı Türkler için yepyeni bir ekonomik çağın başlangıcı olacaktır.

  • Ada Çapında Ekonomik Sinerji; Çözüm, kuzeydeki turizm potansiyelini uluslararası pazarlara doğrudan açarak Kıbrıslı Türk turizm yatırımcısını küresel rekabete dahil edecektir. Enerji şebekelerinin, su kaynaklarının ve limanların ortak yönetimiyle sağlanacak verimlilik, tüm adaya hizmet üreten Kıbrıslı Türk işletmeleri için yeni pazarlar yaratacaktır.
  • Doğu Akdeniz’in Enerji Haritasını Değiştirmek; Adanın etrafındaki hidrokarbon yatakları, bir çözüm senaryosunda her iki toplum için ortak bir refah kaynağına dönüşecektir. Bu kaynakların adil paylaşımıyla elde edilecek gelir, federal yapının Kıbrıslı Türk kurucu devletinin kalkınma bütçesine doğrudan katkı sağlayarak dışa bağımlılığı azaltacak ve ekonomik özerkliği güçlendirecek bir kaldıraç olacaktır.
  • Barış Getirisi; Çözümle birlikte askeri harcamalarda yaşanacak ciddi düşüşten artacak kaynağın sosyal politikalara aktarılması, Kıbrıslı Türk toplumunda uzun süredir aşınan sosyal devlet anlayışını (sağlık, eğitim, sosyal güvenlik) yeniden güçlendirecektir. Askeri bölgelerin sivil kullanıma açılması ise yeni yatırım ve yaşam alanları yaratacaktır.

Bağımlılık Ekonomisi ve Yapısal Kilitler

Bu ekonomik tablo, bir önceki yazımızda ele aldığımız toplumsal sorunların temel nedenidir. Siyasi izolasyonun yarattığı belirsizlik ortamı, Kuzey Kıbrıs'ta üretime ve katma değere dayalı sektörler yerine, spekülatif alanlara dayalı bir "rant ekonomisi" modelini teşvik etmiştir. Bu model, doğası gereği gelir adaletsizliğini körüklerken, devleti de halkına yeterli kamusal hizmeti sunmaktan alıkoyar. Kısacası siyasi çözümsüzlük, ekonomik bağımlılığı; ekonomik bağımlılık ise Kıbrıslı Türk toplumundaki sosyal ve ekonomik eşitsizlikleri derinleştiren bir kısır döngü yaratmaktadır.

Sonuç: 21. Yüzyılda Var Olmanın ve Ortak Geleceği Kurmanın Zorunluluğu

Analizimiz boyunca ortaya koyduğumuz gibi, siyasi çözümsüzlük Kıbrıslı Türk toplumu için sadece bir "fırsat maliyeti" yaratmamış; aynı zamanda onu uluslararası sistemden izole eden, tek bir kaynağa bağımlı kılan ve üretken olmayan bir rant ekonomisine mahkûm eden yapısal bir kapan kurmuştur. Bu tablo, giriş bölümünde altını çizdiğimiz 21. yüzyılın sürdürülebilir kurumsal modelinin tam bir antitezidir.

Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler için mesele, yalnızca daha fazla refaha ulaşıp ulaşmama meselesi değildir. Mesele, küreselleşen bir dünyada kendi kaderini tayin edebilen, kendi kendine yeten, üretken ve saygın bir siyasi-ekonomik varlık olarak ‘var olmaya devam edip etmeme’ meselesidir. Statüko, ekonomik ve kurumsal sürdürülebilirliği her geçen gün aşındırarak bu varoluşsal geleceği riske atmaktadır.

Bu bağlamda çözüm, Kıbrıslı Türkler için bir ‘vazgeçiş’ değil, tam aksine, uluslararası hukukun ve küresel ekonominin meşru bir parçası olarak geleceği ‘kazanma’ iradesidir. Bu, sadece romantik bir ideal değil, ekopolitik bir zorunluluk ve nesillere karşı tarihi bir sorumluluktur.

Ancak bu denklemin tek bir anahtarı yoktur. Çözümün diğer ve eşit derecede önemli anahtarı, Kıbrıslı Rum komşularımızın da ortak bir yurdu paylaşmanın, her iki toplum için getireceği ekonomik, sosyal, siyasal ve en önemlisi güvenlik alanındaki kazanımları, bir pazarlık unsuru değil, barışın inşası için en akılcı araç olarak görmesidir. Kalıcı çözümün yolu, adanın geleceğinin yalnızca siyasi masalarda değil, her iki toplumun halklarının kalbinde ve zihninde, ortak bir refah ve güvenlik vizyonuyla inşa edileceğini kabul etmekten geçer.

Gördüğümüz gibi, çözümsüzlük her iki toplumun da geleceğinden çalan, ortak refahı engelleyen ekonomik bir prangadır. Peki, bu prangadan kurtulmak için sadece siyasi liderlerin atacağı adımları beklemek yeterli mi?

Bu sorunun cevabını bir sonraki yazımda arayacağız.

Bir Sonraki Yazının Konusu;

Siyasetin Ötesinde Köprüler Kurmak; Kıbrıs'ta Toplumlararası Ekonomik İş Birliği ve Sivil Toplumun Rolü

Mahmut Kanber

Siyaset Bilimci, Yazar

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
banner14

banner52